Yüksek lisansın staj dönemi başlar, randevu defterine ilk danışanın adı yazılır ve o günden itibaren zihinde aynı sorular dönmeye başlar: “Ya ne diyeceğimi bilemezsem? Ya ağlarsa? Ya bana genç olduğumu söylerse? Ya ona zarar verirsem?”
Bu yazı, ilk danışanını bekleyen ya da ilk seanslarının içinden geçmekte olan meslektaşlar ve öğrenciler için. Yıllardır stajyerlerle ve yeni terapistlerle çalışıyorum; bu kaygının neredeyse herkeste aynı cümlelerle ortaya çıktığını görüyorum. Önce kaygının nereden geldiğine, sonra ilk seanslara nasıl hazırlanılabileceğine bakalım.
Kısa cevap
- İlk danışan kaygısı yeni terapistlerde çok yaygındır; yetersizliğin değil, işi ciddiye almanın işaretidir.
- Kaygı çoğunlukla dört kaynaktan beslenir: performans kaygısı, belirsizlik, sorumluluk duygusu ve kırılgan mesleki kimlik.
- İlk seansın hedefi danışanı “çözmek” değildir. Hedef güvenli bir çerçeve kurmak, dinlemek ve bir sonraki görüşmeye zemin hazırlamaktır.
- Bu dönemin en önemli dayanağı süpervizyondur. Yeni bir terapistin yalnız çalışması beklenmez, beklenmemelidir.
Bu kaygı neden bu kadar yaygın?
Terapistlerin mesleki gelişimini onlarca yıl boyunca inceleyen Thomas Skovholt ve Michael Rønnestad, acemilik dönemini yoğun kaygının, katı kurallara tutunmanın ve kendini sürekli izlemenin belirlediği bir evre olarak tanımlar. Onlara göre yeni terapistin en sık yaşadığı zorluklar arasında yoğun performans kaygısı, gerçekçi olmayan beklentiler ve henüz oturmamış bir mesleki kimlik vardır.

Performans kaygısı. Seans boyunca bir yandan danışanı dinlerken bir yandan “Şimdi ne sormalıyım, doğru mu yapıyorum?” diye kendini izlemek. Bu çifte dikkat yorucudur ve danışanı duymayı zorlaştırır.
Belirsizlik. Derslerde vakalar başı sonu belli hikâyeler olarak anlatılır. Gerçek seans öyle değildir: Danışan nereden başlayacağını bilemez, konu dağılır, plan tutmaz.
Sorumluluk duygusu. “Ya yanlış bir şey söyleyip zarar verirsem?” düşüncesi. Bu duygunun bir kısmı sağlıklıdır; etik duyarlılığın kaynağıdır. Aşırısı ise terapisti donuklaştırır.
Kırılgan mesleki kimlik. “Ben gerçekten terapist miyim?” sorusu. Sahtekârlık hissi olarak da bilinen bu duygu, yeni bir role geçen pek çok kişide görülür.
Burada bir noktayı vurgulamak isterim: Araştırmalar, kendi çalışmasını sorgulayabilen terapistlerin daha kötü değil, daha iyi sonuç alabildiğine işaret ediyor. Helene Nissen-Lie ve arkadaşlarının çalışması, mesleki olarak kendinden şüphe edebilen ama insan olarak kendine şefkatle yaklaşabilen terapistlerin danışanlarında daha iyi sonuçlar görüldüğünü gösterdi. Yani amaç kaygıyı sıfırlamak değil, onunla çalışabilmek.
İlk seanstan ne beklenmeli, ne beklenmemeli?
Yeni terapistin kaygısını en çok büyüten şey, ilk seansa yüklediği gerçekçi olmayan hedeftir. İlk seansta danışanın sorununu çözmeniz, etkileyici bir yorum yapmanız ya da eksiksiz bir formülasyona ulaşmanız beklenmez.
İlk seansın gerçekçi hedefleri şunlardır:
- Çerçeveyi açıkça anlatmak: süre, sıklık, gizlilik ve sınırları, süpervizyon aldığınız bilgisi
- Danışanı buraya neyin getirdiğini kendi sözleriyle dinlemek
- Risk durumunu değerlendirmek
- Danışanın anlaşıldığını hissetmesini sağlamak
- Bir sonraki görüşme için zemin hazırlamak
İlk seansın danışan açısından nasıl göründüğünü Terapide İlk Seansta Neler Konuşulur? yazısında anlatmıştım; o yazıyı danışanın gözünden okumak hazırlığa yardımcı olur.
İlk seanslara hazırlık

Seanstan önce
- Çerçeve cümlelerinizi hazırlayın. Gizliliği ve sınırlarını, süpervizyon aldığınızı ve seansın süresini nasıl anlatacağınızı önceden yazıp sesli söyleyin. İlk beş dakikanın hazır olması kaygıyı hafifletir.
- Açılış sorunuzu belirleyin. “Sizi buraya getiren şeyi sizden dinlemek isterim” gibi sade bir cümle yeterlidir.
- Risk sorularını çalışın. Kendine zarar verme düşüncelerini nasıl soracağınızı ve olumlu yanıt alırsanız kurumunuzdaki prosedürün ne olduğunu bilin.
- Pratik ayrıntıları halledin. Oda, saat, mendil, su, onam formu. Küçük şeyler ama o gün zihninizde yer açar.
- Süpervizörünüzle konuşun. İlk seanstan önce kısa bir görüşme, “takılırsam ne yaparım” sorusuna hazır bir cevap verir.
Seans sırasında
- Yavaşlayın. Kaygı konuşma hızını artırır ve sessizliği doldurma isteği yaratır. Birkaç saniyelik sessizlik danışana düşünme alanı açar.
- Tekniğe değil, kişiye bakın. İlk seanslarda en güçlü müdahale çoğu zaman iyi dinlemek, duyduğunuzu yansıtmak ve özetlemektir.
- Bilmediğinizi söyleyebilirsiniz. “Bunu biraz düşünmek ve bir sonraki görüşmemizde dönmek istiyorum” cümlesi yetersizlik değil, özen göstergesidir.
- Not almayı sade tutun. Yazmak göz temasının yerini almamalı.
Seanstan sonra
- Hemen not alın. Danışanın anlattıkları kadar, sizin seans sırasında ne hissettiğinizi de yazın. Bu notlar süpervizyonun en değerli malzemesidir.
- Seansı yeniden oynatıp kendinizi yargılamayın. “Şunu demeliydim” listesi yerine süpervizyona götüreceğiniz iki ya da üç soru çıkarın.
- Kendinize bakın. İlk seanslar beklenenden daha yorucudur.
Süpervizyon neden bu kadar önemli?
Süpervizyon bir sınav değil, bir öğrenme ilişkisidir. Yeni terapistlerin süpervizyonda en sık düştüğü hata, yalnızca iyi giden kısımları anlatmaktır. Oysa süpervizyondan en çok fayda, takıldığınız, utandığınız ya da ne yapacağınızı bilemediğiniz anı getirdiğinizde çıkar.
İyi bir süpervizyon üç şey sağlar: danışanın güvenliğini korur, sizin becerinizi geliştirir ve bu işin duygusal yükünü tek başınıza taşımamanıza yardım eder. Süpervizyonun yanında akran ve vaka grupları ile kendi terapiniz de bu dönemin önemli destekleridir.
Sık karşılaşılan durumlar
Danışan ağlarsa. Bir şey yapmanız gerekmez. Acele etmeden yanında kalmak çoğu zaman en doğru karşılıktır.
Danışan uzun süre susarsa. Sessizliğe biraz alan tanıyın, sonra nazikçe adını koyun: “Şu an konuşmak zor geliyor olabilir.”
Danışan yaşınızı ya da deneyiminizi sorarsa. Savunmaya geçmeden kısa ve dürüst yanıt verin, ardından sorunun arkasındaki kaygıyı merak edin: “Bu sizin için önemli görünüyor; aklınızdan ne geçiyor?”
Yetkinliğinizi aşan bir durumla karşılaşırsanız. Sınırınızı bilmek etik bir yükümlülüktür. Süpervizörünüze danışın, gerekiyorsa yönlendirme yapın.
Sık sorulan sorular
İlk seansta ne kadar konuşmalıyım?
Çerçeveyi anlattıktan sonra sözün büyük kısmı danışanda olmalıdır. Sizin payınız çoğunlukla sorular, yansıtmalar ve kısa özetlerdir.
Hata yaparsam ne olur?
Her terapist hata yapar. Araştırmalar, ilişkide yaşanan aksaklıkların fark edilip konuşulduğunda iş birliğini güçlendirebildiğini gösteriyor. Bunu Terapötik İttifak Nedir? yazısında anlatmıştım.
Kaygım ne zaman azalır?
Çoğu meslektaş için ilk birkaç danışandan sonra belirgin biçimde hafifler, ama tamamen kaybolmaz. Zamanla kaygı azalır, merak artar.
Staj yeri ararken neye bakmalıyım?
Düzenli süpervizyon verilip verilmediğine ve gerçek klinik temasın olup olmadığına. Merkezimizdeki programla ilgili bilgiler Psikoloji Staj Programı sayfasında yer alıyor.
Bu yazı meslektaşlara ve öğrencilere yönelik genel bilgilendirme amaçlıdır; süpervizyonun yerini tutmaz.
Kaynaklar
- Skovholt, T. M., & Rønnestad, M. H. (2003). Struggles of the novice counselor and therapist. Journal of Career Development, 30(1), 45–58. https://doi.org/10.1177/089484530303000103
- Rønnestad, M. H., & Skovholt, T. M. (2013). The Developing Practitioner: Growth and Stagnation of Therapists and Counselors. Routledge.
- Nissen-Lie, H. A., Rønnestad, M. H., Høglend, P. A., Havik, O. E., Solbakken, O. A., Stiles, T. C., & Monsen, J. T. (2017). Love yourself as a person, doubt yourself as a therapist? Clinical Psychology & Psychotherapy, 24(1), 48–60. https://doi.org/10.1002/cpp.1977
- Eubanks, C. F., Muran, J. C., & Safran, J. D. (2018). Alliance rupture repair: A meta-analysis. Psychotherapy, 55(4), 508–519. https://doi.org/10.1037/pst0000185
- Ivey, A. E., Ivey, M. B., & Zalaquett, C. P. (2018). Intentional interviewing and counseling: Facilitating client development in a multicultural society (9. baskı). Cengage.